11 Ocak 2008 Cuma

manifestado I



Başlıksız I

Ey okuyucu, dna’na senden daha fazla saygı duyuyorum.

Bu bir ayrışma.

Epilepsi.

Şili 1965

Kilisenin kutsal suları ile vaftiz edildiği söylenen lastik kurşunlarını namluya sürmüş, kalabalığa doğrultmuş kara plastik kaplamalı adamların kötü bir çizgi film yürümesi ile üstüne doğru gittikleri kız çocuğunun yere düşüşü… (vs)

Brezilya 1992

Daracık ateş renkli tangalı kızların raksederek sömürge dönemlerinden kalma binalarla çevrili caddelerde kıvrım kıvrım kıvrandığı, kösnül terlere bulaşmış gövdelerini seyrederken gecikmiş ergenliğini o ateş donlu dansçı kıza değdirmek için fırsat arayan yeni efendilerin zengin eğlencelerinin, kültürel zenginlik dedikleri karnavalların arasında kalan ölü noktaları oluşturan bölgelerinin içinden geçerken… (vs)

İstanbul 1980

…Promete efsanesini bilen yüzyılımız insanının ateşi birilerinden çalmak deliliğini yapmaması gerekir kendini prangalara vurdurmak, kurşunlatmak pahasına. Ateş insana kendiliğinden gelecektir çünkü. (vs)

Almanya 1979

Hiçbir şeyini bilmediğiniz, sadece size vaad edilen büyük refah ülkesine açılacak bir kapı sandığınız bu mağaraların ömür boyu yaşamak zorunda kalacağınız dehlizler olduğunu anladığınızda ise iş işten geçmiş olur. Tüm enerjinizi bitirmişsinizdir çoktan. İki kültür arasında sıkışmış ikinci kuşak, üçüncü kuşak edebiyatı da zaten bu tükenmişliğin bir görünümüdür. O nedenle göçmenler değil biz gezginler biliriz mağaranın derinliklerinde çok gerekli olacak bu enerjilerinin tümünü daha girişte harcamanın en büyük yanlış….. (vs)

Arjantin 1995

Daha sonraları bu yıldızlı gecelerin çabucak tükenmesi ile gelinen yol ayrımında, gidenin ölmek için gittiği ve buna saygı duyarak bir daha anılmaması gerektiği öğretildi bize. “Sevdik, yaşadık ve parçaladık” dendi en aldırmasız tavırlarla. “ Bir sabah günün kör kurşunlarını üstümüze saldığı saatte avcı taburları gibi yüklenip tüm teçhizatımızı yollara döküldük. Avımız kendi hayatımızdı. Bile isteye hiçbir süs takmadan…..”.. (vs)

Saraybosna 1997

Devriye gezen askerlerin omuzbaşlarına dikilmiş ülke bayrakları olmasa bile dünyayı çok dolaşmışlığın getirdiği bir yetiyle onların hangi ülkeden olduklarını rahatça….. (vs)

Ankara 2001

“Fırat çınarının eşiği - belaya sarma başımı

En sonunda göz yaşımı sildin ama – gel göre bana neler ettin türküsünü gitarımla çalarak tüm dünyaya yaptığım müziği dinletecek, yeri göğü birbirine katacak, Miles Davis’in uzaktan keşfederek Nefertiti’ yi yazmasına karşılık olarak ben de içinden geldiğim doğu egzotizmini daha iyi notalayacaktım. Örneğin büyük bir “Kösem Sultan” gitar solosu yıkıp geçecekti ortalığı. Ünlü doğu – batı sentezini …..” (vs)

Paris 1893

Sapıklığın ve erdemin yanyana, birinin diğeri için, sadece öteki için oluşturulduğu bir dünyayı var edemezsiniz. Böylesi iki yaşam kaynağının çelişkisiz bir ikilem olarak kalmasını sağlamanın adı; başat olanın ahlaki olarak kendini kendiliğinden küçültmesine dayanır. Oysa insanoğlu hep başka ahlaklara tahammül etmeyen… (vs)

Ve saire ve saire ve saire…

Hüzünden geri geri gidilerek kaçılamaz.

Gelecek program -yoğun talep üzerine-: Kendinden başka herkesi şişman zanneden balerinin öyküsü.. Az sonra..

Z. Heyzen Ateş

Buenos Aires 2005


1 yorum:

Adsız dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.